ahmetdursunarşivi  
 
  MİLLİ ŞEREFSİZLER. 09.02.2010 04:09:25
   
 
Milli Şerefsizler.

Diyeceksiniz ki şerefsizliğin de millisi,millileşmişi olur mu?
Olur mu olmaz mı birazdan göreceğiz.
Öncelikle Şeref ne demektir,nasıl tanımlar yapılmış bakalım biraz da açalım,araştıralım.

ŞEREF NEDİR?
Başkalarının gösterdiği saygının dayandığı kişisel değer,onur.

Erdem,gözü peklik ve yetenekle kazanılmış iyi şöhret
Örnek: Kolay şöhret, güç sanatın şerefini daima kıskanmıştır. F. R. Atay

Şeref;haysiyet,onur,namus,şan,değer,önem verilen değerler bütünü,sahip sayısı gittikçe azalan ve azaldıkça ehemmiyeti artan kavram.

Kaybedildigi anda insanın ipinden kurtulmuş azgın boga gibi her şeyi,hiç düşünmeden yapabilecegi şeydir. insan onun ugruna yaşar.

Çağrı filminde kervanını kaçırmak isteyen Ebu Süfyan'a Mekkeli elemanın sitemidir.Ebu süfyan cevaben, benim şerefim develerimin sırtında diyerek nasıl bir adam olduğunu cümle aleme göstermiştir.Akıllara minik kurbaga şarkısını getiren söz.
"Ebu süfyan ebu süfyan şerefin nerede?
şerefim yok şerefim yok gezerim çöllerde".

insanlığın vazgeçilmez değerlerindendir.Herkes kendine göre şereflidir ve herkes şerefi uğruna bir şeyler yapmaktadır.Şeref görecelidir demek mümkündür.

Millet–devlet demek,izzet demektir,iffet demektir,şeref demektir.
Şerefsiz devletten,şerefsiz milletten,izzetsiz milletten hiçbir şey olmaz.Bir takım haklar bahane edilerek benim milletimin gururuna,iffetine,izzetine,şerefine hiç kimse laf atamaz.Hiç kimsenin buna hakkı yoktur.Türk milleti de kesinlikle buna müsaade etmeyecektir.”
--------------
Gördüğünüz gibi konu Şeref ile ilişkilendirince bu tür tanımlamalar ortaya çıkmaktadır.
Oysa ki bunu MAGANDA bağlamında açacak olursak ta şöyle tanımlar ortaya çıkmaktadır.

"MAGANDA" Ne Demek?  
Ekşi sözlük şöyle açıklamalar getirmiş:
Kaba saba,evrimini tamamlayamamis "az nöronlu" erkek çeşidi.

Uludağ Sözlük'te şöyle tanımlamalar yer almaktadır.
Giyimi kuşamı yerinde ama kaba, görgüsüz erkek.

İlginç tanımların kalan kısmı için bakınız...
http://minaa.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000006503808

Başka bir tanımlamada şu ifadelere yer verilmiş.Taraftar agresyonunun (şiddetçiliğinin) genel bir ifadesidir.
--------------
Bütün bunları geçelim desem dahi, geçmemin imkanı var mı?
Her ülkenin milli okçusu,milli yüzücüsü,milli haltercisi olduğu gibi MİLLİ MAGANDASI'da vardır.

Ben bunların genel adına özellikle de milli hassasiyetler döneminde ortaya çıkan bu tiplere "Milli Şerefsizler" diyorum.
Tanımlama belki ağır gibi gelebilir.
Ancak biraz altta neden şereften,haysiyetten,insan olma onurundan uzak olduklarını göreceksiniz.
Neden şerefsiz olduklarını anlayacaksınız.

Bu konudaki örnek haberlerden önce son sözlerimi söylemeliyim.
İçimden bazı zamanlarda keşke milli takım yenilse dediğim olmuştur.Neden?
Çünkü,daha dünyadan haberi olmayan bebeklerin,çocukların,yarın çocuklarına ekmek parası için çalışmaya gidecek babaların,anaların ne
suçu günahı var da eline silah alan çapulcu,gelişimini tamamlşamamış(haliyle şeref kavramını bilmeyen)birtakım yaratıklar insanların hayatına kast edebiliyor?
Fatih Terim'i(şahsını değil futbol adamlığını)hiç takdir etmediğim halde,yaptığı bir açıklama var ki ibret doludur.
"Lütfen silahla sevincimize gölge düşürmeyin,hangi galibiyet insan haytından daha önemlidir?" diyor.
Neden bu sözleri hergün birileri tekrarlamak zorunda kalıyor?
Milli sporcularımız belki de "acba bu maçı alsak mı?Alırsak kaç insanımız ölecek" korkusunu yaşamıyor mu sanmaktalar bu gelişmemiş yaratıklar.

Hayvan demiyorum dikkat ediniz.
Zira hiç bir hayvan aç kalmadıkça,yani zevk için,sevinç için,keder için başka bir canlıyı öldürmez.
Tabii ki insan olan da öyle.
Ama bu şerefsizler neyin sembolü,neyin timsali olduğunu düşünüyor ki silahlarına sarılabiliyorlar?
Bir yaratık ancak bunları yapabilir.

Geçenlerde tali yoldan ana yola girmeye çalışan bir sürücü ısrarla hareketleniyordu.
Ana yolda olmama rağmen durdum.Biraz tenha olduğu için durdum.
İşaret ettim byur geç diye.
Adam camdan bağırıyor,"ne var lan,ne oldu geçsene bir an önce"diye.
Şimdi bu yaratığı hangi sözcükle tanımlayacağım ki?Zira adam hız yapmadığım için sıkıntı yaşadı sanıyorum ki.75/80 km.ona göre çok yavaş kalmış olmalı.

Düşünün çıktınız arabadan.
Ne diyorsun yaratık dediniz.
Al sana kavga.
Peki burada ben neyi düşünerek hareket etmeliyim?
Onun mu haklı benim mi haklı olduğumu mu?
Onun daha güçlü,benim daha güçlü olduğumu mu?


Dostlar size tavsiyem böyle olaylarda şunu düşününüz.

Frazediniz ki kavgaya girdiniz.
Öyle ya da böyle bir şekilde adamı öldürdünüz.
Şimdi siz mi kazanmış oldunuz?
Evet diyenler şimdi dikkat ediniz.
O yaratığı öldürerek siz ne kaybettiniz bir düşünün bakalım.
Ben bir örnek veryim.
Öyle ya da böyle bir haytınız vardı.İyi kötü geçinecek kadar bir geliriniz,aileniz,sizi hergün evde bekleyen eşiniz,çocuklarınız vs..
Şimdi girdiniz hapise.Haytınız artık sizin değil.Özgürlüğünüz gitti,hergün özlemle beklediğiniz sıcak yuvanız yok,sizi bekleyenler belki de ömür boyu bekleyecek,belki de vicdan azabınız sizi son nefesinize kadar bırakmayacak.
İşte böyle durumlarda şunu düşününüz.

Ben ne kaybederim,o ne kaybeder?

Sizin kaybınız onun kaybından çok ise,allaha sığınarak duymazdan geliniz.Yaratığın illa ki bir gün eğitilebileceğini düşününüz.

Belki de insan olarak o da patlama noktasına gelmiş,yaratıklaşmış ancak istemeden de o hareketi o anlık yapmış ta olabilir diye düşününüz.
İnanın ki hiçbirşey kaybetmeyeceksiniz.
Tabii ki bu örnek sizin davranışlarınızla belirlenecek bir durum arz eder.
Ya silahınıalıp ta rast gele ya da belirli hedefe yönelterek sevincini,üzüntüsünü vs..sini yaşamaya çalışan şerefsizlere ne demeli?
İşte bunu ne yazık ki ben de bilemiyorum.
Sanırım ki devleti yöneten erk'in yasaları uygulamaktaki aczinden ibarettir.

Zaten var olan yasalar hakkı ile uygulanabilse ne yeni anayasaya ne de yeni biryerlere sığınmaya(AB) ihtiyaç duyulmayacaktır.
Gerçi yeni anayasa yapılsa dahi uygulanmadıktan sonra neye yarar ki?

Oysa AB demek,yasaların hiç bir kişi,kurum,kuruluş farkı gözetilmeden harfiyen(moda mod)uygulanması demek değilmidir?
Uygulanmayacak ise(ki hep böyle olmuştur)ne gerek vardır yeni yasaya,yeni birlikteliklere?


Neyse konu dağılmadan milli şerefsizlere örneklerle sizleri baş başa bırakıyorum.
Bir gün tüm spor karşılaşmalarında hiçbir takımın,ülkenin taraftarlarının bölünmüş yerler olmadan,iç içe,kardeşçe,spor aşkı ile izlendiği şerefli insanların sayısının hızla arrtığı,şerefsizlerin,şerefsizliğin olmadığı,kazananaın kaybedeni teselli etmeye çalıştığı bir dünya diliyorum.Çok mu şey diliyorum acaba?
Saygı ile...
Ahmet Dursun
*********
MİLLİ MAGANDALARA DİKKAT

Türkiye ile İsviçre arasında oynanan Avrupa Şampiyonası karşılaşması sonrasında Adana'da açılan ateş sonucu 1'i çocuk 2 kişi yaralanmış, Çek Cumhuriyeti karşısındaki galibiyet çoşkusu da yine silahla gölgelenmişti. Magandalar sevinçlerini yine silahla gösterirken,şans
eseri ölen olmasa da 5 kişi yaralanmıştı.

10 yılda 30 kişi maç sonrası açılan ateşle öldü.

“Bireysel silahsızlanma" amacıyla kurulan Umut Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Ayhan Akçan 10 yıldır Türkiye’de önemli galibiyetlerin ardından
yapılan silahlı sevinç gösterilerinde yaklaşık 30’a yakın vatandaşın öldüğünü belirtti. Akçan, bu tür gösterilerin kültürel bir özellik
olarak algılanmasının yanlış olduğunun altını çizerek,buradaki en önemli noktanın "otorite boşluğu" olduğunu savundu.

“Hem jandarma, hem polis, savcı ya da hakim meskun mahalde ateş etmek gibi bir durumda devreye girmiyor, hatta kendileri bile silah
ateşleyebiliyorlar. Dolaylı yoldan sevinç gösterisinin silahla yapılması kültürel özellik diye normal karşılanıyor. Burada tam bir ters durum
var. Yani yasada suç, ama ortaya bir sevinç var bu sevinç ateş etmekle gösterilebiliyor. İşin usulüne göre bağırmadan, çağırmadan, başkalarını rahatsız etmeden, silah kullanmadan sevinmeyi bilmiyoruz."


5 milyon ruhsatsız silah dolaşıyor

Akçan, Türkiye’de 7 milyon bireysel silah olduğunu, bunlardan sadece 2 milyonunun ruhsatlı olduğunu kaydetti. Bunun her 3 evden birinde ya da her 2 erişkin erkekten birinde silah olduğu anlamına geldiğini belirten Akçan, “İnsanlar genellikle 38-40 yaşları arasında silahlanıyorlar.

Yılda 3 bin kişi silah nedeniyle ölüyor, 9 bin kişi de yaralanıyor. Bunların ancak yüzde 17’si ruhsatlı silahla gerçekleştiriliyor.
Cinayetlerin yarısında, intiharlarda ise ikinci sıklıkla silah kullanılıyor" dedi.

Bu konuda bir dava dahi açılmıştı.İlginç bir davadır.
Kısa bir özetle şöyle:

ŞEHİT SAYILMA

ÖZETİ:
Alay nöbetçi amiri iken, futbol maçı sonrasında fenalaşan ve miyokart infarktüsü sonucu vefat eden subayın şehit sayılması mümkün değildir.
Davacı 02.06.2003 tarihinde İstanbul Üçüncü İdare Mahkemesine verdiği ve 11.06.2003 tarihinde AYİM kayıtlarına geçen dava dilekçesinde özetle; eşi P.Kd.Yzb. ...........................’in 29 Ekim 1977 günü P. Okulu Gösteri ve Tatbikat Alayı, Alay Nöbetçi Amirliği esnasında görevi
başında vefat ettiğini, eşinin şehit sayılması yönündeki başvurusuna davalı idarenin Şehitlik Yönergesine dayanarak olumsuz cevap verdiğini, mevzuatta “Şehit”in tanımını yapan bağlayıcı bir düzenlemenin bulunmadığını, eşinin nöbet sırasında görevi başında vefat etmesi
nedeniyle Şehitlik Yönergesi 2-4-c maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, bu maddeye göre şehit sayılmak için ölüm anında görevli olmanın yeterli ve tek şart olduğunu, eşinin ölüm sebebi olan akut kroner trombozuna bağlı miyokart infaktüsünün askerlik mesleğinin tabiatından kaynaklanan o gün yaşanan gündelik stresle bağlantılı olduğunu, söz konusu maddede ölüm olayının meydana geldiği görevlerin sınırlı olarak sayılmadığını, her ölüm olayının kendi özel koşulları içerisinde değerlendirilmesi konusunda idareye geniş bir takdir yetkisi tanındığını, nöbet görevinin de eğitim, atış, tatbikat, manevra gibi görevler kapsamında değerlendirilmesi ve bu konuda geniş yorum yapılmasını talep ile eşinin şehit sayılmaması işleminin iptalini dava etmiştir.

Sadece bizde değil tüm dünyada oluyor.
Suriye'de dün oynanan bir maç sırasında tribünde Arap kökenlilerin Kürt liderler Talabani ve Barzani aleyhine sloganlar atmasıyla başlayan
olaylar maç sonrasında Kürt ayaklanmasına dönüştü. Resmi olmayan bilgilere göre 52 kişinin yaşamını yitirdiği olayları polis ve asker
olayları yatıştıramıyor.
      Çatışmalar Saddam yanlısı Araplar ile Kürt kökenliler arasında stadyumda başlayıp sokaklarda devam etti. Bölgeye çok sayıda askeri
birlik ve tank gönderildiği ve sokağa çıkma yasağı ilan edildiği belirtiliyor. Şu ana kadar yaklaşık bin kişinin gözaltına alınarak Şam'a
götürüldüğü bildiriliyor.

Avrupa da spordaki şiddet 19. YY sonlarından 20. yy son çeyreğine kadar ağırlıklı olarak siyasal- ekonomik ve etnik temelli şiddet unsurları
barındırıyordu. 20. YY son çeyreğinde bu etkenler hala söz konusu olsa da bireyin düşünce dünyasındaki değişimler, sosyal aidiyet, aile
kavramında -yüzyılda kontrolsüz değişime bağlı olarak ortaya çıkan- yapısal farklılaşma holiganizmin genişlemesine neden olmuştur.

İrlanda’nın bağımsızlığını savunan kulüpler var ve taraftarlar aynı savunu etrafında birleşmişler. Bununla beraber Katolik mezhebine
aidiyetin ifadesi olarak ön plana çıkan kulüpler olduğu gibi karşıtı olarak Protestan kulüpler de var. Ayrıca varlıklı kişilerin desteklediği
kulüplere rastlamakta mümkün. Bu yapı dışarıdan bakıldığında bariz bir şekilde görünmektedir. Hakeza ispanyada ki kulüplerde etnik ve bölgesel aidiyet kulüp taraftarlığı tercihinde önemli bir rol oynamaktadır.

Barcelona Katalanlarla, Athletic Bilbao Bask bölgesiyle, Real Madrid ise egemen sistemle paralel olarak değerlendirilmektedir.

Ülkemizde de futbol terörünün oluşmasında benzer manzaraları görmek -Avrupa kadar yaygın olmasa da- mümkündür. 1967 deki Kayseri - Sivas maçında Alevi - Sünni çatışmasında 40 kişi hayatını kaybetmiştir. Diyarbakır – Yozgat
maçında Kürt -  Türk çatışması, Elazığ – Bingöl, Konya - Diyarbakır

maçlarında benzer nedenleri görmek mümkün.
Konunun detaylı incelendiği yazı için bakınız derim.
http://www.aktuelpsikoloji.com/artikel.php?artikel_id=252
--------
Başka maganda haberleri isterseniz bakınız...
http://www.haberler.com/maganda/
*********
Maganda kolundan vurdu

Abdurrahman CENGİZ/ İSTANBUL, (DHA)
TÜRKİYE'nin Hırvatistan'ı penaltı atışlarında eleyerek adını EURO 2008'de yarı finale yazdırması üzerine sokağa dökülenleri İstanbul Fatih'te izlemek isteyen 1 çocuk annesi 29 yaşındaki Emel Aytürk, bir magandanın silahından çıkan kurşunla kolundan yaralandı.


Maçın bitiminden sonra Fatih'te oturan Emel Aytürk, kutlamalarını izlemek için babası Ömer Aktaş ile birlikte balkona çıktı. Balkonda babası ile birilikte kutlamaları izleyen genç kadın silah seslerinin gelmesi ile birlikte içeri girmek istedi. Kimliği belirlenemeyen magandanın silahından çıkan kurşun kadının sol koluna isabet etti.

Babası tarafından hemen Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırılan Emel Aytürk'ün sol koluna giren kurşunun çıktığı tespit edildi. Kolundan yaralanan genç kadın, “İnsanları duyarlı olmaya davet ediyorum. Silah sevinme aracı değildir. O kurşun kafama da gelebilirdi. Benim 6 aylık bebeğim var. Ona da gelebilirdi. Sevincimiz kursağımızda kaldı” diye konuştu. Aytürk sağlık durumunun iyi olduğunu belirtti.

Kızını hemen hastaneye götürdüğünü söyleyen baba Ömer Aktaş, “Bu tamamen insanların cahilliğinden kaynaklanıyor. Kızımın koluna kurşun girip öteki taraftan çıktı. Doktorlar parçalandığı için dikiş bile atamadı” dedi.
************ 
Liseli Cansu, maganda kurşunuyla yaralandı
21 Haziran 2008

Orhan UZUN- Nilgün SELVİBAYIR/DERİNCE (Kocaeli), (DHA)

KOCAELİ'nin Derince İlçesi'nde dün gece Milli Takım futbolcularının Hırvatistan galibiyetinden sonra silaha sarılan kimliği belirsiz magandanın tabancasından çıkan kurşun, 16 yaşındaki lise öğrencisi Cansu Bayırbaşı'nın kalçasından yaralanmasına neden oldu.

Olay Derince İlçesi Sırrıpaşa Mahallesi Denizciler Caddesi’ndeki belediyenin yaptırttığı amfi tiyatroda meydana geldi. Buradaki dev erkandan maç izleyen yaklaşık 1000 kişilik grup, penaltılarla Türkiye’nin zaferini ilan etmesinin ardından sevinç gösterisinde bulundu. Bu sırada magandalar da silaha sarıldı.

Maçı annesi Nebahat ile izleyen ve sevinç gösterilerine katılan Derince 19 Mayıs Lisesi üçüncü sınıf öğrencisi 16 yaşındaki Cansu Bayırbaşı o sırada kalçasında yanma hissetti. Ardından kan aktığını gören Cansu Bayırbaşı, polisten yardım istedi.

Derince Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Cansu Bayırbaşı ameliyata alındı ve kalçasındaki mermi çekirdeği çıkarıldı ve balistik incelemeye gönderildi.

Hastanede tedavisi süren Cansu Bayırbaşı, sevinç gösterisi sırasında silah sesi duymadığını belirtirken, “Demek ki biri ateş açtı. O kalabalıkta mermi benim veya bir başkasının başına da isabet edebilirdi. Bu nasıl sevinmedir. Bu tür yerlere kimse silahla gelmesin” dedi. Cansu’nun babası Nedim Bayırbaşı “Kızım ölebilirdi de. Bu nasıl sevinmek” diyerek, magandanın bulunmasını istedi. 
**********
“Milli takım kazanmasın istedim” çünkü Fatih Terim’in patlamaya hevesli egosunun, futbol takipçisi pek çok gence milliyetçilik pompalaya durduğunu biliyorum.
 
Maçın millisi geldi ama geçmedi. Neyse ki goller az oldu da silah sesi sayısı da hiç değilse maç esnasında indi… O eğlenceli futbolu bir de erkek egemenliği üzerine kafa yormuş kadınlara sormak gerek…
“Milli takım kazanmasın istedim” çünkü Fatih Terim’in patlamaya hevesli egosunun, futbol takipçisi pek çok gence milliyetçilik pompalaya durduğunu biliyorum.
Gücünün referansı olarak sinyallerini verdiği erkek egemenliği, delikanlılık ve milli takım sevgisi arasında birebir bir bağ kuruyor.
“’BAYRAK’ yaz bilmem kaça gönder"

Oysa Hırvatistan’ın kulağı küpeli teknik direktörü bilindik “statüsü olan, ciddi iş yapan erkek” görüntüsüne olan muhalif havasıyla pek hoşuma gitmişti.
Baterist teknik direktör mağlubiyetin ardından ağlayan oyuncuları tüm sevecenliğiyle avuntuya uğraşırken, aynı anda  Fetih Terim’in bir şişip bir inen ve hatta inmeyen fetih görüntüleri geçiyordu ekranlardan.
Maçın hemen ardından Kanal D’de gezinirken ekranın alt kısmında “’BAYRAK’ yaz bilmem kaça gönder ‘Yüce Bayrağım, Canım, Kanım, Her şeyim’” yazıyor…
Pek çok kanalda spikerler tüm “Türkiye’yi kutluyoruz” diye anons yapıyor.
Alt katta oturan ve geçtiğimiz yıl Diyarbakır’dan işsizlik nedeniyle göç etmiş 11 nüfuslu aile “Türkiye” diye tezahürat yapıyor.
Bu maç Türkiye’yi dünyaya tanıtacakmış.
Dünya Ekonomik Forumu'nun yıllık geleneksel 'Cinsiyet Eşitsizliği Raporu'na göre Türkiye ekonomik katılım ve fırsat eşitliğinde 118'inci, eğitime erişimde 110'uncu, sağlık ve hayatta kalma sıralamasında 87'nci ve politik yetkilendirmede 108'inciymiş.
Af Örgütü 2008 Türkiye Raporu’nda şöyle diyor.
“Artan siyasi belirsizlik ve askeri müdahalelerin ardından ülkede milliyetçi duygular ve şiddette artış görüldü. İfade özgürlüğü kısıtlanmaya devam etti. İşkence ve diğer kötü muamele iddiaları ile yasa uygulayıcıları tarafından aşırı güç kullanımı vakaları sürdü. İnsan hakları ihlalleri için başlatılan kovuşturmalar etkisiz ve yetersiz kaldı, adil yargılanmaya ilişkin kaygılar devam etti. Mülteci ve sığınmacıların hakları ihlal edildi. Aile içi şiddet mağdurlarına sığınma evleri temininde çok az bir ilerleme kaydedildi. Ekim ayında, İran vatandaşı olup Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) tarafından mülteci olarak tanınan Ayoub Parniyani, karısı Aysha Khaeirzade ve oğulları Komas Parniyani zorla Kuzey Irak’a geri gönderildi. Bu olay, Temmuz ayında sığınma hakları reddedilen 135 Iraklının Irak’a zorla geri gönderilmesinin ardından gerçekleşti.”
Avrupa Parlamentosu’nun (AP) Türkiye raporunda “Türkiye’de 1 Mayıs gösterilerinde çıkan olaylarda polisin fazla güç kullandığı yolundaki haberlerden Avrupa Parlamentosunun endişe duyduğu belirtiliyor” deniliyor.
Benim anladığım “Türkiye” burası ve fakat tanıtımı yapılacak olan başka bir Türkiye herhalde; futbol mafyasından, ticari sermayeden, maaşı 280 bin kişinin asgari ücretine denk gelen Fatih Terim’den, sloganların erkek sesinden mürekkep (bileşik) bir Türkiye…
Alternatif Hayat
**********
Bir yorum:
Tersini düşünseydiniz biraz terslik olmazmıydı. Bırakınız egomuz olmasın, bırakınız bir iddiamız olmasın, bırakınız kişiliğimiz olmasın, bırakınız biz biz olduğumuzdan utanalım, tiksinelim. Ama dediğiniz gibi olmuyor biri çıkıyor ve ulusal takımı son saniyede galip geltiriyor. Ve sonra çıkıp televizyona diyorki ben biraz da milliyetçiyim. Sol hayal kırıklığına uğruyor ve yerli işbirlikçiliği kimliği ortaya çıkıyor haklısınız milli takımın kaybetmesini arzu etmenizde çünkü sizler işbirlikçisiniz ve kimliğinizden sıyrılmış sıyırılmış ve yok olmuşsunuz sonunuz Kemal Derviş gibi değilmi.H.Oktay
 
  Hoşgeldiniz
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
  Burada bilgi paylaşılır
ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP
OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR."
Eflatun,
HUKUK
a) Kimse, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerin den dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Anayasa, mad. 24/3/

b) Herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Anayasa, mad. 25/

c) Herkes düşünce ve kanaatlerini; söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.Anayasa mad. 26

d) Şiddet çağrısı içermedikçe sözlü ve yazılı ifadedeler cezalandırılamaz. Bu düşünceler şok edici bile olsa... (Yargıtay Genel Kurul Kararı.)
  Ben kimim?
Demokrasiye inanmış bir kişilik.Hoş görü ve anlayış temeli üzerine inşaa edilmiş bir yaşam.
Allah zorlamaz, seni tercihine bırakır; Şeytan ise zorlar.

Kısaca kendimi tanıtayım.
1958 doğumluyum.
Ankara'lı olmama rağmen Zonguldak'ta yaşıyorum.
2005'te emekli oldum.
Hacettepe ün.Muhasebe böl 2 yıllık,daha sonra Anadolu ün.işletme böl.derken birden bire 2005'te çalıştığım yerin özelleşmesi nedeniyle kendimi re'sen emekli edildlmiş buldum.
Şimdi bilgilerimi paylaşmaya çalışıyor,vatanımın yetiştirdiği gençlere bilgilerimi aktarmayı deniyorum.
Umarım ki bir faydamız olacaktır.
Atatürk ilkelerine sonuna kadar bağlı bir düşünce içindeyim.
1978 yılında 1 nolu askeri sıkıyönetim mahkemelrinde sol görüşlü olduğum zannı ile uzunca yargılandım.lakin ben hiç solcuda sağcı da olmadığım halde.
kendimi bildim bileli,her fikre saygılı oldum.Ancak tarafı olduğum yegane varlığım vatanım ve Atatürk ilkeleri olmuştur.
Her dönemde,her şartta.
Yine de bundan hep onur duydum.
Dini,siyasi,felsefi,ilmi konular ve makaleler ilgi alanımı oluşturmaktadır.
Şimdilik saygı ile selamlıyorum.
Mahlas:Ahmet Dursun
Not:Mahlas,her nekadar Türk halk edebiyatında, şairlerin asıl adlarının yerine kullandıkları takma ad olsa da, Asıl adım Ahmet Dursun'dur.
Böyle olmasına rağmen 1978 yılında yargılanmam sonucu adım ile hiç bir işe giremediğimden adımı değiştirmiş bulunmaktayım.
Lakin tüm dostlarım beni yinede eski adım olan Ahmet Dursun olarak tanıdığı için bu adımı halen kullanmaktayım.
Burada yer vereceğim yazılar,arşiv çalışmaları için hazırlanmış olup,herkesin,ker kesimin konu ya da olaylar hakkındaki yorumlarını bulacaksınız.
Kendi yazılarımın altında ise adımı göreceksiniz.
Arşiv çalışmaları dahi olsa kaynak göstermeden hiç bir yazıyı yayınlamamaya özen gösterilmiştir.
  toplumsalbilinc.org
Yazılarımın bir kısmını şu adreslerden bulabilirsiniz.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?board=80.0
  akilcagi.com
Yazılarımın bir kısmını şu adreslerden bulabilirsiniz.
http://www.akilcagi.com/
  blogcu.com
Yazılarımın bir kısmını şu adreslerden bulabilirsiniz.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bugün 7 ziyaretçi (8 klik) kişi burdaydı!