ahmetdursunarşivi  
 
  TÜRKLER'İN MÜSLÜMANLIĞA GEÇİŞLERİ-1 09.02.2010 04:09:05
   
 
Şafii, Hanbeli ve Malıki mezheplerine göre ise:

"20 miskal altın 72 gram
200 dirhem gümüş 504 gramdır."

Türklere güvenmeyen Kuteybe şehri kardeşi Abdurrahman bin Müslim'e bırakarak Merv'e döner. Bu arada Haccac ölmüştür, Halife Velid Kuteybe'ye durumunda bir değişiklik olmayacağını bildirmiştir. İşgal için Kaşgar önlerine geldiğinde Halife Velid'in   öldüğü haberini aldı. Kuteybe yeni Halife Süleyman bin Abdülmelik ile kinlidir, ona karşı ayaklanır. 716 yılında komutanları tarafından yakınlarıyla birlikte öldürülür.   Ama yerine geçenler Türkler açısından onu aratmadılar. Bu savaşlarda milyonlarca Türk'ün kanı akmıştı, o ganimetlerde milyonlarca insanın emeği vardı,

Yüzbinlerce insanı öldüren, kitle katliamları yapan, yağmalayan, ırza geçen, insanları köle yapan birine ne sıfat verilebilinir? Ama bu kişi bunları islam adına yapmış denir, ve bu tarihi olaylar dikkate alınmaz. İyi ya da kötü olmuştur ama bunlar tarihsel vahşettirler. Bunu bilmek lazımdır, kendimizi kin gütmek gibi aptalca bir duygu ya da düşünmeye kaptırmak ne niyetimizdir, ne de bu davranış doğrudur. Bizler tarihte neler olmuş, nasıl olmuş bunları bilelim diyoruz. Şimdi bunun hesabını, ya da muhasebesini mi yapacağız? Ama inkar etmek niye?   Gerçi bunun gibi nice konular var ya!

Müslümanlığa girmemek kafirlikte israr ve Allaha'a isyan olduğundan; adına Müslümanlığın yayılması denen bu politika Halife Süleyman zamanında da sürdürülmüştü. Halife Süleyman, Yezid bin Mühelleb'i Horasan'a vali olarak atar. Bu Yezid, önceden de Horasan valisi olup, askerleri Harzem'de üşümesin diye soyup donarak öldürten   ve Haccac'in kayğnbiraderi olan Yezid'dir. Yezid önce Dağıstan'a gelir. Dağıstan lideri,  Sol-Türk (Sal-Türk) ile uzun çarpışmalar sonucu anlaşma yapılır. Sol'un teslim olmasından sonra, şehre giren Yezid şehri yağmaladı ve 14 bin kişiyi katletti.   Ardından Cürcan'a yöneldi. Şehir 300 bin dirhem haraç karşılığı teslim oldu. Ancak şehre giren Müslümanlar şehri yağmaladılar. Yezid buradan Taberistan'a doğru yola çıktı.   Durumu öğrenen Taberistan Meliki, İsfehbed tedbir almaya başladı. Bu arada Deylem Melik'inden de 10 bin kişilik yardım geldi. Daha sonra Cürcan halkının da yardımıyla İsfehbed Esed bin Abdullah komutasındaki arapları yendiler. Daha sonrası Yezid araya Hayyan Nebiti'yi koyup İsfehbed ile bir barış antlaşması imzaladı.   Buna göre; İsfehbed Yezid'e 100 bin Dirhem, 400 yük zaferan ve 400 oğlan verdi. Yezid artik Cürcan'a yönelmişti. Cürcan Beyi bu durumu bildiğinden şehri terk edip kaleye çekildi. 7 aylık kuşatma sonucu bir tesadüf ile gizli bir geçitin keşfiyle kaleye girildi ve türkler teslim alındı. Kadınlar ve çocuklar esir alınıp erkelerin başları kesildi. Daha sonra   Cürcan'a gelip şehri aldılar. Gençler esir alındıktan sonra eli silah tutabilen herkes öldürüldü. 4 Fersahlık bir yolun sağına soluna darağaçları diktirerek Türkleri astırdı.   Şehir yağmalandıktan sonra seçilen 12 bin kiıiyi de yanına alarak Enderhiz vadisine geldi. Burada Yezid askerlerine dönerek; " Bunlardan intikamını almak isteyenler alsın" emrini verdi.   Daha sonra oradaki akar suyun yatağını ölmüş insan yığının üzerine çevirtti. Kanlı akar su ilerde bir değirmene gidiyordu. Bu değirmenin ögüttügü  kanlı un'dan yaptırdığı ekmeği yedi. Kaynaklara göre Yezid'in sadece Cürcan'da katlettirdiği insan sayısı 40 bin civarindadır.

Şimdiki dillerimizde  meşhur olan  *Yezid Soyu*   ve  *Yezid'e lanet olsun* deyimlerini çok iyi anlıyorum.

Katliam faslı bittikten sonra sıra talan malın ve esirlerin sayımı gelirdi. Beşte biri halifenin payına ayrıldıktan sonra kalanlar müslüman askerler tarafından paylaşılırdı.

721 yılında Mesleme ve Abbas adlarındaki iki komutan büyük bir hilafet ordusu ile Yezid'e karşı savaştılar. Çok sayıda müslümanın öldüğü bu savaş Yezid bin Mehleb'in sonu olur. Gelenek üzre kellesi kesilip Halifeye yollanır.

Kuteybe bin Müslim ölümünden sonra Emeviler bir duraklama dönemine girer.  
Yezid'in yerine getirilen Horasan valisi Cerrah bin Abdullah döneminde de bu akınlar ve savaşlar devam eder.
Horasan halklarının isyanları bir türlü son bulmuyordu.

722 yılındaki bir isyan üzerine Semerkant Dihkamı Divasniç'in kellesi kesilip halifeye yollandı.

Türkler her vesile ile ayaklanmaya ve önceki dinlerinin gereklerini sürdürmeye gayret etmişlerdir. Vali Cerrah zamanın Halifesi ll.Ömer'e Türklere yönelik bir şikayet mektubu yazdı. Halife ll.Ömerin cevabı ise sert oldu.Valiye yalan söylediğini ve Horasan halkına adaletli davramasını salık verdi.

15 yılda bütün Orta Doğuya hakim olan İslamiyet 70 yıldır Türk topraklarında tıkanıp kalmıştı.

Bu savaşlar esnasında hem Türkler hem de Araplar kendilerine ittifaklar arıyorlardi. Hem araplar hem de türkler Çin'liler ile birlik sağlamaya çalışıyorlardı. Arapların arayışı bir sonuç getirmez ama Türkler de Çinlilerle   717-731 yılları arasında toplam 17 elçilik kurulu yollarlar.  Buhara egemeni Tuğşad 718-719 yıllarında Çin imparatoruna yazdıklarında şunları dile getiriyordu:

"Son zamanlarda her yıl Arap haydutların istila ve yıkımlarına maruz kalıyoruz. Ülkemizde huzur yok. Beni bu güçlüklerden kurtarmasını İmparatorun lütfundan bekliyorum." Keza Karatekin egemeni ile Semerkant Gürek'i de aynı yola başvururlar.

Çin askeri gelmez ama Batı Göktürk boylarını egemenliğinde birlestiren Türgiş (Türkeş) Kağanı Sulu Kağan 720'de patlak veren Soğd ayaklanmasına asker yollayarak destekler.   O zamanki vali Yezid bin Abdülaziz başarısız bulununca Halife tarafından yerine Said bin Haris atanır.  Haris bırakılan yerden devam eder. Kıyımlardan kaçanlar Türgiş Kağanın ülkesine sığınırlar. Yeni vali kimseye bir şey yapmayacağına söz ve vaatlerle bir çok kaleyi ve şehri teslim alır, ancak hiç bir sözünü yerine getirmez ve tüm yöneticileri ve egemenleri öldürür. Türkler yoğunlaşan çabalara rağmen müslümanlığa tam olarak kazanılamamıştırlar ve katliamlar sürmektedir. 722'de Hişam halife olmuştur ve Harasi'yi görevden alıp Müslim bin Said'i vali olarak atar. 724'de Müslim Türgiş Hakanının önünden geri çekilmek dolayısıyla başarısız olunca görevden alınır, yerine Esd bin Abdullah atanır. 726 yılında yapılan savaşta Esed Türgiş Kağanına karşı yenilir. Bunun üzerine Halife Yezid, Esd'i görevden alıp, Eşres bin Abdullah'ı vali olarak atar. Yeni vali zulmü artırarak sorunu çözeceğini düşünür. Esres türk direnişlerini zayıflatmak amacıyla islamlaştırma kampanyası başlatır. Ancak Türk egemenleri yöre halklarının araplastırıldığını beyan ederek neden haraç vermek zorunda kaldıklarını dile getiriyorlardı .

Sonuç olarak Eşres, Türklerin sadece haraçtan kurtulmak için Müslüman oldukları gerçeği bilincine varır ve islam devletinin kurumlaşmasının haraca olan yaşamsal gereksinimi çerçevesinde; haraçtan muaf tutulacak Tüıklerin, sünnet olmak ve Kur'an okumak da dahil diğer gerekleri yerine getirmeleri anlamında; İslam dinine gerçekten sarılıp sarılmakdıklarına ilişkin denetim dayatmalarında bulunur. Türkler, işgalciler gibi onların ideolojilerini de red ederler.

Buna karşın Eşres haraç işini disiplin altına alır. Eşres vergi toplamak için Süleyman bin Ebu Sırrı'yı ve Hani bin Hani'yi de yardımcı tayin etti.   Bunlar vergi toplarken bile hakaret ve zulüm yapıyorlardı. Umeyr bin Sa'd da Müslüman Dihkanlarin başına bela olmuştu.

Semerkantlı ve Buharalılarlar Türgiş Kağanı, Sulu'dan yardım istediler. Sulu, 728 yılında Buhara'yı zapteder.

Arap idaresinde Semerkant, Dabusiya şehirleri ve sadece bir kaç Kale kalmıştı. Vali Eşres Baykent yakınlarında Türgiş kuvvetleri tarafından sıkıştırıldı ve Semerkant'a doğru geri çekilmek zorunda bırakıldı. Araplar geri çekilirken 729 yılında Kemerce kalesine sığındılar. Kuşatmanın sonunda araplar teslim oldular ve Türkler arapları Debusiya'ya gitmek üzere serbest bıraktılar.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, daha önce arapların türkleri teslim aldıklarinda yaptıkları canice katliamlardır.   Türkler, Kuteybe'nin Neyzük Tarhan'a yaptiığını neden yapmadılar? Neden akııtılan kanlardan öğüttüğü undan ekmek yapıp yemediler? Türk Başbuğ'ları  ne Kuteybe ne de Yezid karakteri taşıyorlardı.

730 da Türgiş hakanı ile vali Cüneyd arasında yapılan savaşlardan sonra 732'de Semerkant dan geri çekilir. 734'de vali Cüneyd ölür. Yerine Asım bin Abdullah gönderilir. 735'de Halid bin Abdullah   yeni vali olarak tayin edilir.

737'de Abbasi yanlısı Haris emevilere karşı isyan eder ve Türgişlere sığınır.  738'de yeni vali olarak Cafer bin Hanzela gönderilir. Başarısız olması üzerine, aynı yıl Yusuf bin Amr Cüdey ve onun da yerine daha sonra Nasr bin Seyyar El-Kinani vali olarak atanır.  Memleketine dönen Türgiş Kağanı, Kül-Cur (Bağa Tarkan) tarafindan öldürülür. Türgiş Kağani Sulu Kağanın  öldürülmesinin nedeni, daha önce dagıttığı ganimetleri daha sonra dağıtmaması idi. Bu ortamda huzursuzluk doğdu, Türkler 736'da   Çin'e ve 737' de Araplara yenildiler. Kargaşalık çıktı. Sarı Türgiş ile Kara Türgiş boyları birbirlerine düştü. Bağa Tarkan ve Onok Beyi bağımlılık için Çin'e başvururlar ve Çin bu istekleri kabul eder. Böylece Çin Işık Gölü ve İdi Vadisine tekrar egemen olur. Türk Kağan, Sulu'nun öldürülmesi Müslümanlar arasında sevinç yaratır. Sulu Kağan'ın öldürülmesinden sonra Türkler bir daha toparlanamazlar. Nasr bin Seyyar valiliği sırasında Güney Türkistandaki Araplar güç birliği sağlarlar. Nasr Arap ordusuna takviye olarak, köle Türkleri ve ulusal değerlerine yabancılaşmış 20 bin paralı askerleri de katarak büyük   bir ordu kurar ve tekrar Türk yurtlarına girer. 739'da  Araplar Semerkanta yeniden yerleşirler. Taşkent ve Ferganaya yeniden saldırılar başlar.   Kur-Çul yönetimindeki Türk ordusu  Arapların Seyhun nehrini geçmelerini engeller.  Kur-Çul tedbirsizlik sonrası keşfe çıktığı bir anda Arap gözcülere yakalanır ve Nasr tarafından başı kesilir, Seyhun Nehri kenarına kesik başı asılır. Bu olay Türklerin dağılmasına   ve yenilgiye uğramalarına neden olur. Taşkent ve Fergana teslim alınır. Nasr, Arap egemenliğinin temel ideolojik silahı olarak İslamiyetin taraftar bulmasına önem verir. Gereken korkutma ve teşvik önlemlerini alır.

Güney Türkistan'ın Ahmet bin Kays ile başlayan (M.S. 644) işgali, yaklaşık 100 yıllık savaşlar sürecinden sonra Emevilerin son valisi Nasr bin Seyyar ile tamamlanmış gibidir. 749 daki Abbasi devrimi ile Emevi hükümdarlığına son veriliyordu. İslam egemenliğindeki topraklarda çoğunluk olmuş, bildik yollarla islamlaştırılmış veya islamlaştıralamamiış Arap olmayan kavimlerin ulusal tepki ve gelenekleriyle uzlaşan, Arap'ı onlardan üstün kılmayan yeni bir Müslümanlık doğacaktı. Artik söz ve kılıçlar islamla özdeş araplık adına değil, kavimlerüstü bir müslümanlık adına çalışacaktı. Kuruluşuyla başlayan tüm bu süreçte İslamiyet, Arap Milliyetçiliğin, dirilişi ve yayılmacılığının bayrağı olmuştu. Esasen işin bilimsel kavranışı açısından İslamın da gerçeği buydu.

Kur'anın bazı hadislerinde şu ifadeler bulunur:
Arapları sevmek su üç nedenden dolayı zorunludur:
çünkü Hz.Muhammed bir Araptır. Çünkü Kur'an arapça inmiştir. Çünkü Cennet sakinleri arapça konuşurlar. Arapları seven Peygamberi seviyor, Arapları sevmeyen ise Peygamberi sevmiyor demektir. Arapları seven iman sahibi olmak, arapları sevmemek ise iman sahibi olmamak demektir.

İnsanlığın en yüce insanları Araplardır , Arapların en yücesi ise Kureyşlilerdir, ve Kureyşlilerin de en yücesi Beni Haşim kabilesidir deniliyor.   Arapları küçük görenler müşrik sayılmalıdır. Arapların var olması demek, islamiyetin var olması demektir.

Şimdi bu ifadelerin Kur'anda yer aldığını bilen kaç müslüman vardır, ya da gerçekten okuduğu bu ifadelerin bilincinde olan ne kadar arapça bilen müslüman vardır? Bunlar gerçekten Peygamberimizin ağzından çıkmış ifadeler midir, yoksa onun ölümünden sonra kendilerine nüfuz sağlamak niyetinde olan ve islamı kendi çıkarları için kullanmak isteyenlerin kurana ekledikleri ifadeler midir? Yukarıdaki ifadeleri kabul etmek mümkün müdür? Şimdiki Saudilere bakıyorum da, bunlar mı insanlık içinde en yüce insanlar, en yüce kavim olacaklar? Kendi çıkarları için gavur-dinsiz-şeytan olarak adlandırdıkları Amerikalarla her türlü ittifaka girip diğer müslüman halklara ve kendi halkına karşı tavır alan bu araplar mı yüce bir kavim? Kur'anı gerçekten okumuş, anlamış din adamlarının bu tip ifadeler karsışında kafalarında ne tür düşünceler geçmiştir acaba?Yoksa herhangi bir düşünceye kapılma hissi doğmamışmıdır?

Aslında İslam Kuralları, Musevi dininden alınmışlar bir yana bırakılırsa, tamamiyle Arap geleneklerine göre biçimlendirilmiş, diğer kavimlerin doğasına uymayan, ancak kılıç zoru ile girerek, cennet düşleri ve cehennem korkusuyla benimsettirilebilecek geleneklerdir.

İslam Bayrağının Türkler tarafından dalgalandırıldığı dönemlerde dahi onun asıl güvencesi güçlü Arap varlığında ve kültüründe düğümlenmektedir.

Şimdi Arapların bizi bir türlü hazmedememelerini anlayabiliyormusunuz? Bizleri kendilerine benzetemediler, bizleri uşak olarak kullanamıyorlar. Cumhuriyet Türkiye'sinin onlar gibi olmaması, daha demokratik ve human olmasını bir türlü kendilerine yediremiyorlar. Bunun içindir başta M.Kemal ve arkadaşları olmak üzere hem dışta ve içteki işbirlikçileri ile tüm olanaklarıyla saldırıyorlar. Şu 10 senedeki öldürülen Türk Aydın ve bilim insanlarına bir bakın. Arap ve Molla kültürü ne kadın erkek eşitliğini ne de halklarğn eşitliğini, halk iradesini kabul eder. Bu islamiyetten öncede böyledi, islamiyetten sonra da böyle kaldı. Bu yüzden ümmetçiliği savunurlar, bir kabilenin diğer kabilleri egemenliği altına almasını savunurlar. Aynı iki bin yıl öncesinde olduğu gibi. Bunlar mı dünyadaki diğer dindeki insanlara örnek olacaklar. Başta olanlara   her şeyin mübah sayıldığı, sıradan vatandaşin taşlandiığı, elinin, kolunun ve başının kesildiği bir düzen mi İslamiyet olarak tanıtılacak. Arap'ın islamiyeti ona kalsın, ama benim islam yaşamıma karıştırmam onları. Düşünceleri ve uygulamarıyla çağ dışı, ama gavur icatlarıyla hiristiyan batı dünyasını dahi geride bırakan bu zümre mi islamiyeti temsil edebilir? Dikkat edilirse Kur'andakı bazı çok önemli ifadeler Araplara hizmet etme, onları ziyaret etme ve para bırakma şeklindedir. Bu ifadelerin gerçekten aslı var mıdır? Acaba halifeliğin Osmanlılarda olduğu zamanlarda Osmanlılarda Kur'ana bazı eklemeler yapamazlarmıydı ? Türkler islamiyet adına at koşturdukları zamanlarda kendilerine avantaj sağlayacak eklemelerde bulunamazlarmıydı?

Hz.Muhammed'in islamiyeti açıkladiığı ilk zamanlarda ona ilk karşı çıkanlar, o zaman ki Mekke'nin zenginleri olan putperestlerdi. Daha sonra islamın yayılmasi karşısında başka seçenekleri olmadığını gördüklerinde, islamiyete girmiş ve islamiyet içinde tekrar eski nüfuzlarını devam ettirmiş, eski putperstlerdir. Emeviler zamanında Kur'anın yakılması, yeniden yazılması v.b. gibi olaylarin açıklaması nasıldır? İslam belli bir kavmin diğer kavimlerden farklı olmasını mı gerektiriyor? Yoksa islamiyet kurallarını kendilerine göre değistirmiş olanlar mı var? Neden bir ırk diğer ırklardan üstün olsun? Eğer bu noktadan yola çıkılırsa Türkler de " Ne mutlu Türküm diyene" diyorlar. Bu ifadeye göre Türk olmak Arap olmaktan daha yüce bir olgu oluyor, ne dersiniz?

İslamiyetin yayılmasi o denli hızlı olmuştur ki, bir süre sonra işgal altındaki kavimlerin nüfusu arapları geçmiştir. Diğer yandan Peygamberin ölümünden sonra başlayıp süren dinsel-mezhepsel-siyasal kavga, hançerlemelere, zehirlemelere, kelle uçurmaya ve yığınsal katliamlara dönüşmüştür.

Arap-islamın içindeki muhaliflerin, arap olmayanların da yoğun desteğini alarak, (Muhammed, Abbas ve Ali'nin de mensup olduğu) Haşimi soyu önderliğinde oluşturulmuş "kavimlerüstü" kavimiyetçiliği, islamın esenliği adına red eden yeni bir anlayıştır. Bizzat nesnel koşullar,   Arap dini olan İslamiyeti, onun teorik iradesi hilafına "kavimlerüstü" bir din kalıbına çevirmiş, onu revize ederek yeniden tanımlamiıştır. Böylece islamiyet evrensel bir din olmuştur.

Gerek Araplar gerekse Mevalileri (azat edilmiş köleler) içindeki bu toplumsal hoşnutsuzluklar, ideolojik planda, Peygamber ailesi etrafında düğümlenir. Dinsel ve toplumsal alandaki yakınmalar "iktidar ya da islamiyetin yönetimi meşru sahibinin elinde değildir" şeklindeydi. Eğer islamiyetin yönetimi meşru sahibine geri verilirse, bu adaletsizlikler ve güçlükler ortadan kalkacaktır deniliyordu. Emevilerin Haşimi soyuna karşı tutumları ve kıyımları   islam içindeki hoşnutsuzlukarı siyasal bir soruna dönüştürüp, gerçek islam ve adalete dönüş ideolojisini doğurdu.

İslam gerçekten bir tanrı dini idiyse, yaşanan bu olumsuzluklar onun doğru yolda olmamasından, yönetimin meşru sahibinde olmamasından kaynaklanıyor olmalıydı. Ortada Peygamberin ailesinden,soyundan insanlar ve en önemlisi peygamberin vasiyeti vardı ve bu monarşik kavgada yönetimin   sahibi onlardır deniliyordu. Sonra Acem,Kürt,Türk, Kıptı ve diğer kavimler den Mevaliler ler için de kendilerini hakir gören bir tanrı fikri olabilirmiydi? Olamazdı elbet! O halde kavimiyetçi olan İslamin kendisi değil islamı kendi çıkarları için kullanan Emevi-Saltanatı idi.
 
  Hoşgeldiniz
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
  Burada bilgi paylaşılır
ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP
OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR."
Eflatun,
HUKUK
a) Kimse, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerin den dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Anayasa, mad. 24/3/

b) Herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Anayasa, mad. 25/

c) Herkes düşünce ve kanaatlerini; söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.Anayasa mad. 26

d) Şiddet çağrısı içermedikçe sözlü ve yazılı ifadedeler cezalandırılamaz. Bu düşünceler şok edici bile olsa... (Yargıtay Genel Kurul Kararı.)
  Ben kimim?
Demokrasiye inanmış bir kişilik.Hoş görü ve anlayış temeli üzerine inşaa edilmiş bir yaşam.
Allah zorlamaz, seni tercihine bırakır; Şeytan ise zorlar.

Kısaca kendimi tanıtayım.
1958 doğumluyum.
Ankara'lı olmama rağmen Zonguldak'ta yaşıyorum.
2005'te emekli oldum.
Hacettepe ün.Muhasebe böl 2 yıllık,daha sonra Anadolu ün.işletme böl.derken birden bire 2005'te çalıştığım yerin özelleşmesi nedeniyle kendimi re'sen emekli edildlmiş buldum.
Şimdi bilgilerimi paylaşmaya çalışıyor,vatanımın yetiştirdiği gençlere bilgilerimi aktarmayı deniyorum.
Umarım ki bir faydamız olacaktır.
Atatürk ilkelerine sonuna kadar bağlı bir düşünce içindeyim.
1978 yılında 1 nolu askeri sıkıyönetim mahkemelrinde sol görüşlü olduğum zannı ile uzunca yargılandım.lakin ben hiç solcuda sağcı da olmadığım halde.
kendimi bildim bileli,her fikre saygılı oldum.Ancak tarafı olduğum yegane varlığım vatanım ve Atatürk ilkeleri olmuştur.
Her dönemde,her şartta.
Yine de bundan hep onur duydum.
Dini,siyasi,felsefi,ilmi konular ve makaleler ilgi alanımı oluşturmaktadır.
Şimdilik saygı ile selamlıyorum.
Mahlas:Ahmet Dursun
Not:Mahlas,her nekadar Türk halk edebiyatında, şairlerin asıl adlarının yerine kullandıkları takma ad olsa da, Asıl adım Ahmet Dursun'dur.
Böyle olmasına rağmen 1978 yılında yargılanmam sonucu adım ile hiç bir işe giremediğimden adımı değiştirmiş bulunmaktayım.
Lakin tüm dostlarım beni yinede eski adım olan Ahmet Dursun olarak tanıdığı için bu adımı halen kullanmaktayım.
Burada yer vereceğim yazılar,arşiv çalışmaları için hazırlanmış olup,herkesin,ker kesimin konu ya da olaylar hakkındaki yorumlarını bulacaksınız.
Kendi yazılarımın altında ise adımı göreceksiniz.
Arşiv çalışmaları dahi olsa kaynak göstermeden hiç bir yazıyı yayınlamamaya özen gösterilmiştir.
  toplumsalbilinc.org
Yazılarımın bir kısmını şu adreslerden bulabilirsiniz.
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?board=80.0
  akilcagi.com
Yazılarımın bir kısmını şu adreslerden bulabilirsiniz.
http://www.akilcagi.com/
  blogcu.com
Yazılarımın bir kısmını şu adreslerden bulabilirsiniz.
http://ahmetdursun374.blogcu.com/
Bugün 3 ziyaretçi (3 klik) kişi burdaydı!